Ara

Özgüven Nasıl Kazanılır

Özgüven nasıl kazanılır yada özgüvenli birisi nasıl olunur gibi özgüven hakkında eksiklerimiz neler işte özgüven nasıl kazanılır. Değersizlik inancı, kendini değersiz hissetmek. Aslında pek çok insanda var olan bu duygu-inanç, gizli saklı işini görür. Kime sorsanız kendini değerli bulduğunu söyler, kimse içindeki eziklik, kendini başkalarından daha aşağı görme hissini açığa vurmaz, gizlemeye çalışır.


Özgüven Nasıl Kazanılır
Özgüven Nasıl Kazanılır

Hatta bazıları bu inancının farkında bile değildir. Ama ister saklamak için uğraş verin, ister farkında olmayın, değersizlik duygusunu yenmedikçe, bu inancı kırmadıkça, tamamen ya da mümkün olduğunca çok kısmını kendinizden göndermedikçe rahat edemeyeceksiniz, huzurlu, mutlu ve sağlıklı olamayacaksınız. Çünkü değersizlik inancı en altta, temelde yatan bir inançtır ve bütün karakter bu inancın üstüne inşa edilir.


Özgüven Nasıl Kazanılır


Alttan Alma İdare Etme

Hayır Demek

Fedekar Olmak

Utanç Duygusu

Kendini Yetersiz Hissetmek

Değersiz Olduğunu Düşünmek

Hak Etmediğine İnanma

Mükemmel Olmaya Çalışma

Kız Olmak

Taciz


Değersizlik inancı olan kişiler, sırf kendisini beğendi diye, ilgi gösterdi diye yanlış biriyle evlenebilirler. Kapasitelerinin çok altında bir işte çalışır yeteneklerini heba edebilirler. Kendilerini yalnızlığa mahkûm edebilirler, ya da sürekli insanların içinde değerli olmak için uğraş verebilirler. Değersizlik duygusuyla yaşamak zorunda değilsiniz; “Bu halimi değiştiremem, ben böyleyim, ne yapayım annem- babam beni sevmedi, çocukluğumda yeterince ilgi- sevgi görmedim, ezildim, bunu değiştiremem diye düşünmeyin. Kendini değersiz hissetmek, üstüne düştüğünüz zaman kolayca değiştirebileceğiniz bir inanç ve zaman içinde tamamen kaybolup gidiyor. Şimdi kendinizi nerelerde değersiz hissettiğinizi ve ne yapmanız gerektiğini konuşalım.


1. KİMLERE KARŞI HEP ALTTAN ALIYORSUNUZ, HEP ONLARI İDARE EDİYORSUNUZ?



Etrafınızda böyle kimler var? Kendinizi şöyle sözler söylerken buluyor musunuz; “Suyuna gitmek zorundayım, hep onun dediklerini yaparım, kendi düşüncelerimi söylemem, kavga çıkmasın diye idare derim, alttan alırım, taviz veririm, katlanmak zorundayım.” Böyle bir ilişkiniz varsa bunun tek nedeni, kendinizi değersiz hissetmeniz. Bunu size yapan ister anneniz, ister eşiniz, ister çocuğunuz, ister patronunuz olsun, bunları size yaşatmaya hakkı yok. Siz bu muameleye katlanmak zorunda hissettikçe, sabrettiğinizi sandıkça, böyle kişiler hep hayatınızda olacak.


Biri gidecek biri gelecek. İçinizdeki değersizlik hissini köpürtecekler. Değersizlik inancı olan kişiler kötü bir enerji yayarlar. Bu kişilerin auroları ince ve bulanık renklidir, enerjileri düşüktür. Diğer insanlar bu kötü ve düşük enerjiyi hissederler, algılarlar ve size ona göre davranırlar. Çünkü değersizlik inancı, özgüveni nerdeyse yok eder. Kendine güvensiz, kendini ezik hisseden insanlarsa her ortamda belli olur ve hissettikleri gibi muamele görürler. Kendini değersiz hisseden bir çocuğu mahallede, okulda kolayca dışlarlar, oyunlara almazlar. Bu çocuk kolay arkadaşlık kuramaz, ancak kendisi gibi kendini değersiz bulan bir çocukla arkadaşlık edebilir.


Diğer insanlar kendini değersiz hisseden birinin fikirlerine değer vermezler, bu yüzden değersiz hisseden kişiler, toplum içinde, arkadaş toplantılarında sessiz kalmayı, fikirlerini söylememeyi tercih ederler, yanlış bir şey söylemekten korkarlar. Kendini değerli bulmamanın kademeleri var tabi. Herkes de aynı oranda olmaz bu duygu. Ne kadar fazlaysa, o kadar kişi, kendini ezik ve aşağı hisseder. Öncelikle şunu bilmelisiniz ki karşınızdaki kişi kim olursa olsun eşitsiniz, sizden daha değerli değil, siz hep alttan alan, taviz veren kişi olmamalısınız.


Karşınızdaki kişi kızacak, sevmeyecek, dışlayacak ya da dalga geçecek diye hep susar ve onların isteklerini yerine getirirseniz bu korktuğunuz şeylerin hepsi başınıza gelecek, daha fazla kızacaklar, daha fazla sevgileri satılık olacak. Burada ters mantık işler; siz mutlu olmak için, sevilmek için alttan aldıkça, taviz verip kendinizi ezdirmeye devam ettikçe, sizi sömüren, kullanan, mutluluğunuzu engelleyen çok olacak. Bu yüzden artık davranışlarınızı değiştirin, insanlar darılır gücenir, kızar diyen korkularınızın üstüne bir set çekerek sakince, kendinizi, isteklerinizi düşüncelerinizi ifade edin.


Başkalarının mutluluğu için çırpınmak yerine, kendi hayatınıza, mutluluğunuza, ahiret hazırlığınıza bakın. Merak etmeyin bu formül sizi bencil yapmayacak, aksine "kendini bilen Rabbini bulur" yoluna çekecek. Başta zor gelebilir bu size, hatta duygularınızı söylemeniz, taviz vermemeniz, başta insanları kızdırabilir de. Sizi sömüremedikçe, “sen değiştin” diyebilirler size. Ama bu kendini başkalarından daha aşağıda görme hissinin sizden gitmesi için çok önemli bir yöntemdir ve mutlaka işe yarar.


Yani bu bir kısır döngü, siz kendinizi değersiz hissettiğiniz için insanlar size değer vermez. Ancak sizi kullanmak isteyen insanlar sahte bir ilgi ve sevgi gösterirler ki buda ancak onların istediği gibi olursanız alabileceğiniz bir ilgi -sevgidir. Sizinle evlenmek için size güzel sözler söylerler evlendikten sonra sözlü ya da fiziksel şiddet başlar.


Size işlerini yaptırmak için iyi davranırlar ama onların istediği gibi davranmazsanız bütün sevgileri, güzel davranışlar kaybolur. Sizde o ilgiyi sevgiyi alabilmek için, var

gücünüzle onun istediği gibi biri olmaya çalışırsınız. Yapmayın, sizi olduğunuz gibi kabul etmeyen, sizi değiştirmeye çalışan, sizi kullanan, aslında size değer vermeyen insanlara artık taviz vermeyin.


Düşük enerjinizi yükselterek auranızı kalınlaştırıp güzel renklere bürünebilirsiniz. Auranız ne kadar kalın olursa insanlar size o kadar az hükmedebilir, size kolay kolay incitici laflar söyleyemezler, sizi kullanamazlar. Yapmanız gereken, aslında hiçbir dayanağı

olmayan sahte olan ve size ait olmayan bu değersizim inancını değiştirmeniz.

Allah’ın halifesi olarak yaratıldığınız bu yeryüzünde diğer insanlarla eşit olduğunuzu bilmeniz.


2. HAYIR DİYEMEMEK değersizlik inancının göstergesidir.



Mağazadaki satıcı kız, size istemediğiniz, emin olmadığınız bir kıyafeti satabiliyorsa, kendinizle yüzleşme zamanınız çoktan gelmiş demektir. İçiniz hayır diye bağırırken diliniz evet diyorsa ve istemediğiniz şeyleri, insanları kırmamak için yapıyorsanız değersizlik inancınız bariz ortadadır. İnsanları mutlu etmek hoşuma gidiyor diye

kendinizi kandırmayın. Şu andan itibaren “evet” demeden önce 1-2 saniye düşünün ya da cevabı daha sonra vereceğim deyin. İçinizde bir çatışmaya sebep olmadan

düşünün. Evet cevabını, insanlar beni sevmez, dışlar, kırılır diye veriyorsanız vazgeçin, hayır deyin.


Başta zor gelse de bunu yapa yapa öğreneceksiniz ve enerjiniz değişmeye başlayacak. Hayır diyememe konusunu “Özümün Ülkesine Dönüş” kitabımda ayrıntılı anlattım.


3. FAZLA FEDAKAR İNSANLAR



Kendini feda eden, fazla fedakar biriyseniz, kendinizi önemsemeden her işe koşturan, en çok yorulan, çabalayan sizseniz, durun ve biraz düşünün. Değersizlik inancınızı gizlemek için, takdir toplamak için, sevgiyi alabilmek için bunu yapıyorsunuzdur dikkat!

Diliniz Allah rızası için yapıyorum dese de ona inanmayın! “Çok çabalamazsam, herkesin işini görmezsem sevilmem” inancınız vardır ki, altında temel inanç değersiz olduğunuz inancı vardır.


Çocukken, ancak çalışkan olduğunuzda kabul görmüşsünüzdür, öyle inandırılmışsınızdır. Küçüklüğünde şartlı sevilen insanlar, büyüdüklerinde de aynı durumla karşılaşırlar. Çünkü inandıkları, hayatlarında tekrar eden bir kehanet olur. “işe yararsam, çok çalışırsam sevilirim, değer görürüm.” Bu inancı değiştirmezlerse ömür boyu bencil- alıcı insanlara hizmet etmek zorunda kalırlar. Kendinize söylemeniz gereken şey şu; “Artık geçti, büyüdüm, beni büyütenler öyle davrandı diye böyle hissettim, kendimi daha aşağı- ezik- değersiz zannettim.


Ama bitti, bunlar gerçek değil ve ben değerliyim. Rabbimin halifesi ve kıymetlisiyim. Kendimi feda ederek ancak kâinatta ki denge yasasını bozarım ve bu benim kendimi daha da değersiz hissetmeme neden olur. Bu yüzden bundan sonra sadece kendi sorumluluğumu alıyorum, etrafımdaki insanların da kendi sorumluluklarını almalarına izin veriyorum, hayatı akışına bırakıp, keyifle yaşamayı seçiyorum."


4. UTANÇ DUYGUSU



Her şey için kendini kabahatli bulmak ve utanmak. Bu utanç duygusu, yaptığınız her işte, söylediğiniz her sözde gelip yakanıza yapışabilir. Yanlış bir şey mi söyledim der utanırsınız, yaptıklarınızdan emin olamaz yine utanırsınız. Bu utanç değersizlik duygusunun dışa vurumudur. Yalnız Türkçede utanç kelimesi 2 manada

da kullanıldığı için yanlış anlaşılma olabiliyor.


Burada edepten bahsetmiyorum. Edeple saygı duymak, edepten utanmak, ar

duygusu, mütevazılık başka bir şeydir. Burada bahsettiğim utanç, kendi yaptığı,

ettiği, söylediği sözlerden çekinen, kendinden emin olamayan, hata yapmaktan korkan, kendini hep suçlu bulan insanların hissettiği bir duygu. Ve tamamen zarar veren bir duygu! Bu utanç, sınıfta bildiğin soruya parmak

kaldırmaya engel olur.


Toplantıda fikrini söylemeye izin vermez. Kendini ifade etmeye, seçimlerini dile getirmeye engel olur. Değersizlik duygusunu, bu ağır yük inancı üstünüzden atınca, bu size zarar veren utanç duygusundan da arınmış olursunuz. Artık yaptıklarınızdan, söylediklerinizden utanmayın, kendinizden emin olun ve özgüveniniz yükselsin.


5. KENDİNİ YETERSİZ HİSSETMEK



Küçükken kıyaslanmış kimseler kendini yetersiz hisseder. Büyüyünce de kendilerini başkaların başarılarıyla kıyaslarlar. Annem kadar iyi değilim, kardeşim benden

daha başarılı, falanca gibi olamıyorum. Kişinin hep bir ölçüsü olur, ve kendisi

hep bu ölçünün altındadır. Kendilerini, yaptıkları işleri kusurlu bulurlar bu yüzden. Kendini yetersiz bulan kişi başarıyı ardından kovalar, hayal kırıklıkları ise değersizlik duygusunu arttırır.


Yeteneğini reddeder, sıradan bulur kendilerini bu kişiler, kendi becerilerini aşağılarlar. Böyle hissedince, e tabi hayat film değil, biri gelip elinizden tutsun, herkes de sizi yeteneksiz, beceriksiz, sakar bulur. Çünkü hissettiğiniz bu duygu enerji olarak

dışa yansır. Kişinin “rağmen bilinci” ne geçmesi gerekir. “Her şeye rağmen kendimi kabul ediyorum ve seviyorum” “Başarısız olmama rağmen kendimi kabul ediyorum ve seviyorum.”


“Fazla kilolarım olmasına rağmen, işten kovulmama rağmen, kocamla kavga etmeme rağmen..” Her halükarda kişinin kendisini kabul edip sevmesi lazım yani. Şart koşmadan kendinizi kabul edin ki insanlar da sizi kabul etsin, sevsin. Bu, rağmen bilincini kişinin hayatının her aşamasına geçirmesi, uygulaması lazım, böylece değersizlik duygusu kırılır.


Yoksa her olumsuz durumda ya da diğer insanların başarılarında değersizlik inancı nükseder, iyice yerleşir ve sizi dibe çekmeye çalışır. Kendinizi yeterli görmeye başlama zamanınız çoktan geldi, hadi başlayın artık.


6. KENDİ DEĞERİNDEN HABERDAR OLMAYAN KİMSELER, BAŞKALARININ ONA VERDİĞİ DEĞERE BAKARLAR.



Diğer insanlar onu seviyorsa, onaylıyorsa iyi hissederler. Birileri ona kötü davranınca, dışlayınca değersizlik duygusu ortaya çıkar. Çok sık özür dilerler, habire teşekkür ederler, kimseye eziyet vermek istemezler. Her işlerini kendileri görmek isterler. Bu yüzden herkese şirin görünmeye çalışırlar, herkesle uyum içinde olabilmek için kendilerinden, değer ve prensiplerinden ödün verirler.


Onaylanmak, kabul edilmek onlar için çok önemlidir. Oysa herkesin sizi sevmesi gerekmez, fikir ayrılıklarınız, farklı huylarınız olabilir. Zaten bir kişiyi herkes seviyorsa ya o kişi iki yüzlüdür ya da değersizlik inancı yüzünden kendini saklıyordur. Peygamber efendimiz s.a.v. ide herkes sevmedi, onaylamadı, hatta dışladılar eziyet ettiler. Ama O sözünden dininden dönmedi, onaylanmak için sevilmek için değerlerinden vazgeçmedi, kendinden yaptıklarından emin olarak devam etti.


Sizde yeryüzünde yaratılmış en şerefli varlık olduğunuzu Allah’ın halifesi olduğunuzu hatırlayın ve bu değersizlik duyguların tamamen sahte benlikten geldiğini, size ait olmadığını kabul edin. İçinizde o sahte ses ne zaman sizi küçük görmeye kalksa ona dur deyin, emin olun o ses sizin sesiniz değil, mutlaka kısılması gerek.


7. HAK ETMEĞİNE İNANMA.



İyiyi, doğruyu, güzeli, yardımı, bolluğu hak etmediğine inandırır kişiyi bu değersizlik duygusu. Kendilerine layık görmezler güzellikleri, iyi insanları, hak etmedikleri inancı vardır. Bu yüzden hep başlarına kötü olaylar gelir, katlanırlar, sabrederler ama sonunda öfke nöbetleriyle patlarlar.